26 Şubat 2008 Salı


MEVLANA'DAN HİKMETLER

**DERTLİ İNSANIN GÖNÜL EVİ DUMAN İÇİNDEDİR; DERDİNİ DİNLERSEN O EVE BİR PENCERE AÇMIŞ OLURSUN. (MEVLANA)
**BAŞKALARINA İMRENME, ÇOK KİMSELER VAR Kİ SENİN HAYATINA İMRENİYORLAR. (MEVLANA)

25 Şubat 2008 Pazartesi

24 Şubat 2008 Pazar

MASAL

Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı

Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuş tüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağın rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları acı ve buruktuİşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu

Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batının büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşerisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çekiİyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya

Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan

Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda

Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sularaİçkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadı
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara

Baba ölmüştü acısından bu ara

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve Tanrı'ya yakardı önce
Kendisini değiştiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
Batılılar!
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalplerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar

Sezai KARAKOÇ

KIZIL SAÇLAR

Önce baygın bir iniltiydi yamaçtan duyulan,
Sonra bir gölge belirmişti kuş uçmaz yoldan:
Asya’nın titreterek bağrı yanık toprağını
Geliyor, baktım, uzaktan sökülen bir kağnı
“İnleyen, memleketimdir bu tekerlekte!” dedim;
“Hangi bir köylü bu kağnıyla sürünmekte?” dedim.

Canlı bir yüz bana yaklaştı mehabetle dolu;
Kim bu? Nerden bu geliş? Hangi yolun yolcusu bu? ...
Bu gelen, bir yuvasız kuş gibi pervasızdı;
Bu gelen köylü, sesinden tanıdım, bir kızdı.

Sanki vurmuş da onun bir kara sevda başına,
Kahramanlar gibi yalnız çıkıyor dağ başına,
Ne uzun yol yürümüş hali, ne yorgunluk izi…
Saçının rengi bakırdandı, bakırdan derisi.

Yaklaşırken bu bakır tenli güzel, kıvrılarak,
Karlı gönlümde güneş gördü kızıl bir yaprak.
Bir kızıl gün doğuyor sandım o baştan yarına;
Gözlerim yandı dokundukça kızıl saçlarına.

Öyle bir kor gibi kızgındı ki korkuttu beni;
Dökülürken saçı, kıpkırmızı, kan tuttu beni.
Anladım ben, neye her ruha tekindir denemez;
Neye bir kuş gibi her saçta gönül dinlenemez!

Anladım ben ki dokunmaz sana ağyarın eli…
Gönlümün sarmak için yandığı bin bir güzeli
O tutuşmuş başın en sonra unutturdu bana;
Gözlerim görmüyor etrafı, güneş vurdu bana!

Kağnı kayboldu. Güneş battı. Bir ishak sesi var.
Kız uzaklaştı. Fakat bende o baş dönmesi var.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

DIŞ GÖRÜNÜŞ MÜ ?? BENCE HAYIR

Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..." Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir örgenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok basarîli geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu: Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..." Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..." Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası ".ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?" Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!"

GÜLÜMSEMEK

Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez. Bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurumun kenarındayken bile gülümseyeceksin. Aşkın bir adi hüzünse, obur adi mutluluktur. Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur. Bir gün yüreğin kanarsa biri ağlar iste "O" gerçek dostundur. Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yasa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın. Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla baslar. En uzun yolculuklar bir adımla baslar. Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle baslar. Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa, bırak kendi değeriyle kalsın. Lüzumsuz şeylerin peşinden kosan, lüzumlu şeyleri kaçırır. Gülü öyle bir sevmelisin ki, soranlara dikeni yok diyebilmelisin.Dal rüzgarı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere.İnsanları çılgına çeviren şey; bu günün deneyimi değil, dun olan bir şey için pişmanlık duymak ve yarinin getireceklerinden korku duymaktır.Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az, kiminin çok... Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya. Hayatin en güzel ani her şeyden vazgeçtiğiniz zaman sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır. Karamsar olmak zor değil. Zor olan çılgın bir fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.

SEVGİNİZ YOKSA HİÇ BİR ŞEYİNİZ YOK DEMEKTİR

Sevgi, değer vermesini bilmektir
Sevgi, ya$ama hakkını kabul etmektir.
Sevgi, var olmaktan kıvanç duymaktır.
Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
Sevgi, bütün yapay ayrımların hayattan çıkarılmasıdır.
Sevgi, bilinçtir.
Sevgi, insan olmaktır.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk. Yerine parayı koyduk.
Para için yasıyoruz.
Para için eğitim görüyoruz.
Para için meslek ediniyoruz
. Para icin calısıyoruz.
Para için birbirimizi çiğniyoruz.
Para için birbirimizi aldatıyoruz.
Para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk
. Üstün olmak icin yasıyoruz
. Üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz...
Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün olsanız, daha yok ve
hiç bir şeyiniz yok. BELKİ DE YENİDEN ÖĞRENMEMİZ GEREKEN BUDUR.

peki sizin sevigniz var mı ????

ARKADAŞLIK

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. " arkadaşlarınile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş.
Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüs. Gence "bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkar sök" demiş.Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artik çok delik var. Artik geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, seni dinler sana yüreğini açar" demiş.

ANNE KALBİ

Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek: Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin. Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti.Annesi,belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla direnmedi.Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.Delikanlı,kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken,ayağı bir taşa takıldı.Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı.Canının acısından,ağzından ister istemez "Ah anacığım!"sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:
-Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?

ACI AMA GERÇEK

Bugünlerde... Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı. Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yasıyoruz. Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı. Diplomamız bol ama sağduyumuz az. Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı. İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı. Sorumsuzca para harcıyoruz ama az gülüyoruz. Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz. Aksam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz. Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz. Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik. Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz. Para kazanmayı örgendik ama yuva kurmayı beceremedik. Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık. Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komsumuza geçmek için karsıya geçmiyoruz. Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz. Havayı temizledik ama ruhları kirlettik. Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık. Çok yazıyor ama az gelişiyoruz. Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz. Acele etmeyi ögrendik ama sabirli olmayi asla... Gelirimiz artti, karakterimiz zayifladi. Tanidiklar çogaldi, dostlar eksildi. Çabalar artti ama mutluluklar azaldi. Bilgisayar aglari kuruyoruz, bilgi otoyollari insa ediyoruz ama kendi aramizdaki iletisimde zorlaniyoruz. "Dünya Barisi" der, silahlaniriz! Daha mutlu olmak için "somurtarak" çalisiriz. Yani bugünlerde... Eve çift maasin girdigi ama çiftlerin bosandigi... Güzel evlerin yuva olamadigi... Kisa seyahatlarin, kagit mendil gibi iliskilerin... Yika çik gönüllerin, tek geceliklerin... Kilo dertlerinin ve her derde deva vitaminlerin... Vitrinlerin dolu ama gönüllerin bos oldugu... Günlerde yasiyoruz!

23 Şubat 2008 Cumartesi

14 Şubat 2008 Perşembe

12 Şubat 2008 Salı

ZOR SORULAR


Eğer bir şizofren diğer kişiliğini ölümle tehdit ediyorsa, bir rehinelik durumundan söz edilebilir mi?


Tabelacılar greve giderlerse, ellerindeki pankartlara bir şey yazabilirler mi?


Neden fare lezzetli kedi maması yoktur?


Soyu tükenmekte olan bir hayvan, soyu tükenmekte olan bir bitkiyle besleniyorsa ne yapmalı?


Neden koyunlar yağmur yağdığında çekmezler? Neden kamikaze pilotları kask takarlar?


Ötenazi uygulanacak bir insana yapılacak iğne neden sterilize edilir?


Eğer bir kaplumbağanın kabuğu yoksa çıplak mıdır yoksa evsiz mi?


Vejetaryenler hayvan şeklinde krakerlerden yiyebilirler mi?


Eğer bir işi başarmayı seçip de, başarılı olursanız, aslında hangisini yapmış olursunuz?

DÜŞÜNDÜREN HABERLER

Asabi çoban ot yemeyen koyununu tüfeğin dipçiğiyle dövmeye başladı. Tüfek ateş aldı ve çoban öldü. (BİTLİS)
Köpeği ile ava giden acemi avcı, ihtiyaç molası verdi tüfeği bacaklarının arasına kıstırıp tuvaletini yapmak istedi o sırada köpek dizlerine atladı tetiğe dokundu avcı çenesinden giren fişekle öldü.(TOKAT)
Tarlada otlayan iki koyun bir evin önündeki inşaat kumunu dağıttı. İki aileden beş kişi öldü.(GAZİANTEP)
İki odayı yıkıp tek oda yapmak isteyen ev sahibi isi abarttı. Tek duvar için kazma yerine dinamit kullandı. Mahalleyi havaya uçurdu. Yaralandı. (TRABZON)
Şaşkın köylü üç katli evinin terasında kömürlükte buzağı beslemeye başladı buzağı büyüdü.250 kiloluk dev bir inek oldu. Bulunduğu odaya sığmayan inek üç katli evden vinçle indirildi. (İZMİR)
Karadenizli iki kardeş çatıdaki hurdaları satmak istedi. Ağabey çatıya çıktı demir yığınlarını aşağıdaki kardeşine atmaya başladı. Kardeşi ise hepsini tuttu biri hariç: Buzdolabı. Onun da altında kalıp Ağır yaralandı. Hastanede 'Hızlı attı tutamadım' dedi.(İZMİR)

10 Şubat 2008 Pazar

İMAM ŞAMİL'İN CEVABI

Tarihimizde “Kafkas kartalı” diye geçmiş bulunan İmam Şamil yüz binlerce Rus ordularını birkaç arkadaşıyla yıllarca uğraştıran kahramandır.Üstat Şeyh Celaleddin Efendinin dizi dibinde Tarik-ı Nakşibendiyyenin âb-ı hayat pınarından kana kana içmek suretiyle menaviyatın zirvesine yükselirken, sol eliyle kullandığı kılıcıyla tek başına ordulara göğüs germek gibi bu dünyanın en büyük zevklerine de tatmaktan geri durmamıştır. Az bir kuvvetle uzun yıllar sürdürdüğü mücadelesini, esaretinden sonra aynı şekilde devam ettirmiştir. Ruslara esir düştüğünde;
Yemek esnasında, İmam Şamil’in iştahlı iştahlı yemek yediğini gören çar’ın:
“kumandan, bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum” demesi üzerine etrafındakilerin kahkahaya boğuşları uzun sürmemiş Kafkas Kartalı:
“Çar hazretleri kaygılanmayınız. Ben elhamdülillah müslümanım ve domuz eti yemem haramdır.”

BİR TÜRKÜ NASIL TANIRSINIZ?

* Ancak bir Türk aracın sinyal lambaları dururken kolunu çıkararak "dönüyorum" hareketi yapabilir.
* Yemeğin etini en sona bırakan kişi tabi ki Türk'tür.
** Ancak bir Türk trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde önündeki
herkesi salak sanarak kornaya basabilir.
*Dingildeyen bir masanın ayağına kağıt sıkıştırma fikri bir Türk'ündür.
* Tv'de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir.
* Ancak bir Türk kulağını kalem ya da örgü şişiyle karıştırabilir.
* Arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir Türk'e aittir.
* Gazete kağıdını en iyi şekilde kullanan Türk'tür(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi)
* Plastik yoğurt kabini saksı yapan elbette ki Türk'tür.
* Arabasının arkasına yazı yazan bir Türk değil de nedir?(Rahmetli de sollardı, tek rakibim THY)
* Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyeceğini bildiği halde el sallayan birini görürseniz hemen boynuna sarılın çünkü o Türk'tür.
* Çiğnediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki
tülbente yapıştıran bir Türk kadınından başkası değildir.

ÖLMEDEN EVVEL SÖYLENEN SON SÖZLER



· Postanede bana ait bir koli varmış onu almaya geldim...
· Müjdemi isterim Burhan abi. Bir kızın daha oldu...
· O irmikleri neden aldın Nurten? Helva mı yapacan? Niçin?
· İnönü Beşiktaş'a mezar olacak!
· Bak Sadıkçığım seninle ilgili bir dedikodu duydum ama önce sana sorayım dedim. Sahi senin Kontrgerilla ile ilişkin var mı?
· Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak? Tanıdık biridir...
· Hayatımda hiç bu kadar güzel bir yemek yememiştim...
· Yalan söylüyorsam şuracıkta ölüyüm...
· Tahliye mi oluyorum imam efendi?
· Gel abi burası boyu geçmiyo...
· Gelen şey köpek balığına ne kadar benziyo...

9 Şubat 2008 Cumartesi

NEFES ALACAĞIM

Yahya Kemal, çok şişman olduğu için, bir yokuşun sonundaki dükkanın önünde dinlenirken, içeriden çıkan tezgâhtar:
-Buyrun beyim, diye atılmış, ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessüm ederek:
-Evladım müsaade edersen bir nefes alacağım
NOT:Günümüz ısrarcı esnafları bize ecdad yadigarıymış.Bu hikaye artık o (yapışkan) satıcılara farklı gözle bakmamı sağladı.

NE HAKLA ZAMANIMI YERSİN?

Günün kaç saatinde çalışırsınız? Sizi bilmem ama, Edison için anlatılan şu:
Bir icat peşinde, yirmi saat çalıştığı günlerden birinde uykuya mağlup olmuş.Yardımcısının yarım saat sonra uyandırmasını tembihleyerek sedire uzanır.
Fakat yarım saat sonra yardımcısı öyle derin ve tatlı uyku içinde bulur ki Edison’u... Uyandırmaya kıyamaz. Bir yarım saat daha bekler. Ve uyandırır. Edison, uyanır uyanmaz ilk işi saati sormak olur.
Öğrenince de çok sevdiği asistanını şiddetle azarlar:
-“Ne hakla benim yarım saatimi yersin?” der.

OKUMAK İÇİN BİRAZ ÇABA HARCA. PİŞMAN OLMAYACAKSIN!


8 Şubat 2008 Cuma


GEREKSİZ BİLGİLER - 2



-En uzun süre uçan tavuk 13 saniye havada kalmistir.


-El tirnaklari ayak tirnaklarina oranla 4 kat daha hizli uzarlar.


-Yilda ortalama 10 milyon kez göz kirpariz.


-Yarasalar bir magraya girdiklerinde önce sola dönerler.


-Sogan dograrken sakiz çignemek göz yasarmasini önler.


-Ortalama bir insan günde 13 kez güler.


-Kalbimiz günde ortalama 100000 kez çarpar.


-Thomas Edison karanliktan korkardi

GEREKSİZ BİLGİLER

1991 YILINDA GALLUP'UN YAPTIĞI ARAŞTIRMAYA GÖRE AMERİKALILARIN %49'U BEYAZ EKMEĞİN BUĞDAYDAN YAPILDIĞINI BİLMİYORMUŞ…

BAYER FİRMASINA GÖRE DÜNYA ÜZERİNDE HER YIL 50 MİLYAR ASPİRİN TÜKETİLİYORMUŞ…


1991 YILINDA GALLUP'UN YAPTIĞI ARAŞTIRMAYA GÖRE AMERİKALILARIN %49'U BEYAZ EKMEĞİN BUĞDAYDAN YAPILDIĞINI BİLMİYORMUŞ…


BAYER FİRMASINA GÖRE DÜNYA ÜZERİNDE HER YIL 50 MİLYAR ASPİRİN TÜKETİLİYORMUŞ...



HER PUL YALAYIŞINDA İNSAN 0.1 KALORİ VERİYORMUŞ…


BİR AĞAÇ KÜTÜĞÜNDEN 7,5 MİLYON KÜRDAN ÜRETİLİYORMUŞ…

İNSAN TELEVİZYON İZLERKEN AZ, UYURKEN DAHA FAZLA BEYNİNİ ÇALIŞTIRIYORMUŞ…

BİR İNSANIN BURNU VE KULAKLARI ÖMRÜ BOYUNCA BÜYÜMEYE DEVAM EDİYORMUŞ…

EBEVEYNLERİN %38'İNE GÖRE PAZARTESİ GÜNÜ HAFTANIN EN STRESLİ GÜNÜYMÜŞ…


BİR TUVALETİN ORTALAMA ÖMRÜ 50 SENEYMİŞ…


BİR İNSAN NEFESİNİ TUTARAK İNTİHAR EDEMEZ. EN KÖTÜ İHTİMALLE BİLİNCİNİ YİTİRİR VE CİĞERLERİ OTOMATİK OLARAK NEFES ALMAYA BAŞLAR…

7 Şubat 2008 Perşembe

EBRU SANATI

Ebru kelimesi Farsçadır, kaş, bulut anlamlarına gelmektedir. Ortaya çıkan şekillerin buluta benzemesi nedeniyle bu adı almıştır. Şemsedddin Sami, Kamusu Turki'de Ebru; "Çağatayca Ebre: Roba (elbise yüzü, kürk kabı) hare gibi dalgalı ve damarlı (kumaş,kağıt), cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kağıt" olarak tanımlamıştır. Ciltçilikte, yazı sanatında (Hüsn-ü Hat) pervaz süslemelerinde ve yazı kağıdı olarak kullanılan ebru, günümüzde çiçek ebrularının daha da geliştirilmesiyle başlı başına levha olarak kullanılmaktadır.Türklerin, Ortaasya'da bu sanatı bildikleri ve göçler sırasında İran üzerinden Anadolu'ya getirdikleri tahmin edilmektedir. Ebru'nun tarihinin bilinmemesi; eski ebru ustalarının yaptıkları ebrulara tarih atmamalarından kaynaklanmıştır. Çünkü ortaya çıkan ebru, sanatkarın tamamen kendi iradesini yansıtmamaktadır. Özellikle klasik ebrular; battal, gel-git, taraklı, şal ebrularına sanatkarın iradesi yansımaz.Ebru'ya, 18.yy. Avrupa'da "Türk kağıdı" denmesi bu sanatının bir Türk sanatı olduğunu göstermektedir. 1608 yılında yazılmış olan Tertibi-i Risale-i Ebri, ebru konusunda o tarihlerdeki bilgileri bir araya getiren bir eserdir. Ayrıca Gelibolulu Mustafa Ali Bey tarafından yazılan Menakıbı-ı Hunerveran diğer sanatların yanında ebru hakkında da bilgi vermektedir.Tarihimizde bilinebilen ebru sanatçıları; Şebek, Hatip Mehmet Efendi (Ö.1773), Şeyh Sadık Efendi (Ö.1846) ve oğlu Salih Efendi, Edhem Efendi.(Ö.1904), Sami Efendi (Ö.1912), Şeyh Aziz Efendi (Ö.1934), Necmeddin Okyay (Ö.1976) ve oğulları Sami Bey (Ö.1933), Sacid Okyay (Ö.1910), Abdulkadir Kadri Efendi (1942), Mustafa Düzgünman (1990), Alpaslan Babaoğlu, Fuad Başer, Peyami Güler....Mustafa Düzgünman hocanın yetiştirdiği öğrencilerle günümüzde ebru tanınan ve sevilen bir sanat haline gelmiştir.Klasik sanatların yayılması toplumun öz kimliğine dönmesinde önemli bir faktör olduğunu düşünüyoruz yeter ki sanatkarlarımız hasis davranmayıp bu sanatları sevdalılarına öğretsinler.

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

۞ Akrepler 1 sene aç ve susuz yaşarlar. Kopan organları yeniden ortaya gelir.
۞ Radyasyona çok dayanıklıdır.
۞Akrep ve örümcekler görmekten çok dokunma ve duyu organı olan bir çift tarağını hassas bir radar gibi kullanırlar. Avlarının titreşimini hissederek yerlerini tespit ederler.
۞ Örümcek ağı çelikten 5 kat daha sağlamdır.
۞Kangurular bir sıçrayışta 3 - 4 metre uzağa sıçrayabilirler.
۞ Kaplumbağalar hiçbir şey yemeden 3-4 yıl dayanabilirler.
۞ Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
۞Ünlü besteci Beethoven son bestesini, sağır olarak yaptı.
۞ Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanılmıştır.
۞Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km.dir
۞ Bir futbolcunun topa her kafa vuruşunda, beyninde 1000 hücre ölür.
۞ İnsan vücudunun her 7 yılda -ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek- tamamen yenilenir.
۞ Oxford English Dictionary'ye göre İngilizcedeki en uzun kelime:"pneumonoultramicroscopicsilicovolcanoconiosis" imiş.
۞Deve kuşunun gözü beyninden büyüktür.
۞ Erkeklere yıldırım çarpması olasılığı kadınlara göre 6 kat daha fazladır.
۞ ABD de her 45 saniyede bir bir evde yangın çıkar.
۞ Güneş Dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.
۞Bir köstebek sadece bir gecede 90 m tünel kazabilir.
۞ Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.
۞ Dünyada her yıl 50,000 den fazla deprem olmaktadır.
۞Kedi ve köpekler de insanlar gibi solak ya da sağak olabilirler.
۞ Her yıl 2500'den fazla solak insan sağaklar için yapılmış ürünler nedeniyle ölüyor.
۞Bir insan yasamı boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yer.
۞ Hapşırmayı engellemeye çalışan bir insanın başındaki veya boynundaki damarlardan biri yırtılabilir ve ölebilir

NE KENDİNDEN NE DE SEVDİKLERİNDEN KAÇABİLİRSİN.İKİSİ DE KAÇIŞLARINDA YANINDA TAŞIDIĞIN BAVULLARDIR Kİ VAZGEÇEMEZSİN!


6 Şubat 2008 Çarşamba

ESKİ TÜRK BURÇLARI

Toruk(21-31 Mart): İdare sahibi, lider.
Hımmıy (1-10 Nisan): İdealist, romantik.
Huttus (11-20 Nisan): Adaletli, kıskanç.
Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, yaratıcı,
Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık.
Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman.'Gondaray' nostalji sever
Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, fikir önderi.
Küylü (1-10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez.
Kuşmuş (11-21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı.
Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı.
Kuşdüger (1-11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız
Gondaray (12-22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven.
Ötgür (23-31 Temmuz): Zeki, çekici.
Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven.
Künlü (13-23 Ağustos): Hassas, gururlu.
Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli
Atçak (2-13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi.
Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, aşkta utangaç, yazarlığa yatkın.
Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi.
Ban (4-12 Ekim): Enerjiktir, hümanisttir, acımaz banlar.
Cemiş (13-23 Ekim): Ahlaklı, filozof.
Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar.
Hırtlı (2-12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün.
Tutamış (13-22 Kasım): Çapkın, fedakâr.
Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilme meraklı.
Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.
Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven.
Tutar (22 Aralık-1 Ocak): Arkadaşı az olur.
Beçel (2-12 Ocak): Kızgın, intikamcı.
Pırsıuay (13-20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli. Uzun yaşar.
Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.
Cantay (2-10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz
Ergür (11-18 Şubat): Önder, ufku açık.
Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli.
Cannan (1-9 Mart): Zarif, hüzünlü.
Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın

MASALLARIN GERÇEK YÜZLERİ



KENDİNE PUSLU CAMDAN BAKMA...



İnsanın iç dünyasına yolculuk taşlı çakıllı ve dikenli bir yolda yürümek gibidir.O yüzden herkes yolculuğunu tamamlayamaz ve kendi öz benliğiyle arasına puslu bir cam yerleştirmek zorunda kalır.Temennimiz bu kirli bozbulanık engelin bir gün kalkması ve kendimizi tanımamız......

3 Şubat 2008 Pazar

CİHAN AYNI CİHAN

Sultan Reşad mesanesindeki bir rahatsızlıktan dolayı ameliyat olacaktı. Güçlükle yürüyerek geldiği ameliyat masasının önünde herkesle helalleştikten sonra ellerini açtı, yüzünü Kıble'ye döndürdü ve oradakilerin yüreğini parçalayacak şu ibretli duayı mırıldandı:
-Ya Rabbi! Milletimin ve memleketimin bütün mukadderatını hayırlara tahvil eyle. Eğer memleketim ve milletim için muzır olacaksam beni bu ameliyat masasından kaldırma.
Ameliyat başarıyla sonuçlandı ve kendisine geçmiş olsun ziyaretleri yapılmaya başlandı. Bir ara yaverlerden birisi;
-Hünkarım, demişti, maşallah büsbütün atlattınız Artık yüz seneden ziyade muammer olursunuz inşallah.
Sultan Reşad önce gülümsedi, sonra yaverine şunlar söyledi:
- Ne kadar yaşayacağımızı Cenab-ı Allah bilir. Mukadder ne ise ömrümüz o kadar olacaktır. Yalnız şunu deriz ki:
Bin yıl yaşasak yine cihan bu
Gerdiş bu, zemin bu, asuman bu
(gerdiş:feleğin dönüşü-asuman:Gökyüzü, sema)

İSYAN-I SÜKUT

Gitmişti makama arz-ı hâl için
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden,
'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Abdurrahim KARAKOÇ

TURNA EFSANESİ

Bir zamanlar güzel ve alımlı bir gelinle ihtişamlı ve yakışıklı bir damat ilk kez yalnız kaldıklarında damat yüz görümlüğü için yaptırdığı su gerdanlığını yeterli görmez ve gelinden ne istediğini sorar. Gelin tek olmak ister vedamat kabul eder. Böylece bu güzel çift bir süre mutlu ve huzurlu yaşar.
Genç yakışıklıdır ve içinde bir cevher yanar sürekli. Bir gün bir başka güzele vurulur.Gönlü gibi sözüde uçucudur delikanlının ve verdiği söz uçar gider. Tekrar bir düğün yapar anlı şanlı, ilk göz ağrısını düşünmeden.
Tek olmak isteyen ilk, ikincidir artık... Bu acıya dayanamaz ve göz yaşları içinde Yaratana el açar ,dua eder:Rabbim bu acıyı al içimden,beni yok et, yerin dibine sok.Yartan bu acılı kelamı kabul eder ya sonu kabul edilmez nedense...Bunun da suali olmaz!
Gamlı bir o kadar da güzel gelini Yaratan semaya alır.Yok olur, turnaya dönüşür. Su gibi saf, gösterişli bir kuş olur ama boynunda kara bir leke vardır.Tutulmamış sözetanıklık etmenin acısıyla kıvranan gerdanlıktır bu.
Turna hep tek eşlidir.Eşi ile vardır o.Eşi ölünce göklerde duramaz olur,kendini eşinin yanına atar o da ölürmüş.Bu yüzden turnanın kanının eline bulaşmasını kimse istemez, uğursuzlultur.
Eşi vurulan turnanın ölümü de avcının ikinci cana kıyması kaçınılmazdır, zaruridir.

TÜRKÇENİN DİĞER DİLLERLE İLİŞKİSİ

Türk hançeresinin hiçbir dildde olmadığı derecede asimile yeteneği vardır.Bunu Türkçe'nin yapı ve işleyiş özelliğindeki kıvraklığa bağlamak mümkündür.
Tarih boyunca Türk dili içerisinde yer edinmiş ve Türkçeleşmiş kelimelerin pek çoğu Arapça ve Farça kökenlidir.
Birkaç örnek:Hoş-ab:(tatlı su)Hoşaf
Tenşuy:Teneşir
Matbah:Mutfak
Nerdüvan:Merdiven
Pey-came:(ayak giysisi)Pijama
Çar-pare:Çalpara
Şem'dan:Şamdan,mumluk
Hefte:Hafta
Çihar-şenbe:Çarşamba
Penc-şenbe:Perşembe
Çar-ı yek:(dirtte bir)Çeyrek

GÖNÜL VE GAM

Gam; gönülden başka kimsenin yüklenemediği bir yük, tahammül edilemeyen bir yaradır.Aynı zamanda gam aşığın en vefalı dostudur.AŞIK bu dost sayesinde sevgiliye ulaşacaktır.
Aşkın tecelli yeri gönüldür.Aşkla ilgili her türlü gelişmenin algılandığı yer burasıdır.Gönül, gam ve kederle beslenen bir kuş; aşkın yağmasına uğramış bir duygu ülkesidir.
Aşığı tarife hacet yok zannımca...