Sultan Reşad mesanesindeki bir rahatsızlıktan dolayı ameliyat olacaktı. Güçlükle yürüyerek geldiği ameliyat masasının önünde herkesle helalleştikten sonra ellerini açtı, yüzünü Kıble'ye döndürdü ve oradakilerin yüreğini parçalayacak şu ibretli duayı mırıldandı:
-Ya Rabbi! Milletimin ve memleketimin bütün mukadderatını hayırlara tahvil eyle. Eğer memleketim ve milletim için muzır olacaksam beni bu ameliyat masasından kaldırma.
Ameliyat başarıyla sonuçlandı ve kendisine geçmiş olsun ziyaretleri yapılmaya başlandı. Bir ara yaverlerden birisi;
-Hünkarım, demişti, maşallah büsbütün atlattınız Artık yüz seneden ziyade muammer olursunuz inşallah.
Sultan Reşad önce gülümsedi, sonra yaverine şunlar söyledi:
- Ne kadar yaşayacağımızı Cenab-ı Allah bilir. Mukadder ne ise ömrümüz o kadar olacaktır. Yalnız şunu deriz ki:
Bin yıl yaşasak yine cihan bu
Gerdiş bu, zemin bu, asuman bu
(gerdiş:feleğin dönüşü-asuman:Gökyüzü, sema)
3 Şubat 2008 Pazar
İSYAN-I SÜKUT
Gitmişti makama arz-ı hâl için
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden,
'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Abdurrahim KARAKOÇ
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden,
'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Abdurrahim KARAKOÇ
TURNA EFSANESİ
Bir zamanlar güzel ve alımlı bir gelinle ihtişamlı ve yakışıklı bir damat ilk kez yalnız kaldıklarında damat yüz görümlüğü için yaptırdığı su gerdanlığını yeterli görmez ve gelinden ne istediğini sorar. Gelin tek olmak ister vedamat kabul eder. Böylece bu güzel çift bir süre mutlu ve huzurlu yaşar.
Genç yakışıklıdır ve içinde bir cevher yanar sürekli. Bir gün bir başka güzele vurulur.Gönlü gibi sözüde uçucudur delikanlının ve verdiği söz uçar gider. Tekrar bir düğün yapar anlı şanlı, ilk göz ağrısını düşünmeden.
Tek olmak isteyen ilk, ikincidir artık... Bu acıya dayanamaz ve göz yaşları içinde Yaratana el açar ,dua eder:Rabbim bu acıyı al içimden,beni yok et, yerin dibine sok.Yartan bu acılı kelamı kabul eder ya sonu kabul edilmez nedense...Bunun da suali olmaz!
Gamlı bir o kadar da güzel gelini Yaratan semaya alır.Yok olur, turnaya dönüşür. Su gibi saf, gösterişli bir kuş olur ama boynunda kara bir leke vardır.Tutulmamış sözetanıklık etmenin acısıyla kıvranan gerdanlıktır bu.
Turna hep tek eşlidir.Eşi ile vardır o.Eşi ölünce göklerde duramaz olur,kendini eşinin yanına atar o da ölürmüş.Bu yüzden turnanın kanının eline bulaşmasını kimse istemez, uğursuzlultur.
Eşi vurulan turnanın ölümü de avcının ikinci cana kıyması kaçınılmazdır, zaruridir.
Genç yakışıklıdır ve içinde bir cevher yanar sürekli. Bir gün bir başka güzele vurulur.Gönlü gibi sözüde uçucudur delikanlının ve verdiği söz uçar gider. Tekrar bir düğün yapar anlı şanlı, ilk göz ağrısını düşünmeden.
Tek olmak isteyen ilk, ikincidir artık... Bu acıya dayanamaz ve göz yaşları içinde Yaratana el açar ,dua eder:Rabbim bu acıyı al içimden,beni yok et, yerin dibine sok.Yartan bu acılı kelamı kabul eder ya sonu kabul edilmez nedense...Bunun da suali olmaz!
Gamlı bir o kadar da güzel gelini Yaratan semaya alır.Yok olur, turnaya dönüşür. Su gibi saf, gösterişli bir kuş olur ama boynunda kara bir leke vardır.Tutulmamış sözetanıklık etmenin acısıyla kıvranan gerdanlıktır bu.
Turna hep tek eşlidir.Eşi ile vardır o.Eşi ölünce göklerde duramaz olur,kendini eşinin yanına atar o da ölürmüş.Bu yüzden turnanın kanının eline bulaşmasını kimse istemez, uğursuzlultur.
Eşi vurulan turnanın ölümü de avcının ikinci cana kıyması kaçınılmazdır, zaruridir.
TÜRKÇENİN DİĞER DİLLERLE İLİŞKİSİ
Türk hançeresinin hiçbir dildde olmadığı derecede asimile yeteneği vardır.Bunu Türkçe'nin yapı ve işleyiş özelliğindeki kıvraklığa bağlamak mümkündür.
Tarih boyunca Türk dili içerisinde yer edinmiş ve Türkçeleşmiş kelimelerin pek çoğu Arapça ve Farça kökenlidir.
Birkaç örnek:Hoş-ab:(tatlı su)Hoşaf
Tenşuy:Teneşir
Matbah:Mutfak
Nerdüvan:Merdiven
Pey-came:(ayak giysisi)Pijama
Çar-pare:Çalpara
Şem'dan:Şamdan,mumluk
Hefte:Hafta
Çihar-şenbe:Çarşamba
Penc-şenbe:Perşembe
Çar-ı yek:(dirtte bir)Çeyrek
Tarih boyunca Türk dili içerisinde yer edinmiş ve Türkçeleşmiş kelimelerin pek çoğu Arapça ve Farça kökenlidir.
Birkaç örnek:Hoş-ab:(tatlı su)Hoşaf
Tenşuy:Teneşir
Matbah:Mutfak
Nerdüvan:Merdiven
Pey-came:(ayak giysisi)Pijama
Çar-pare:Çalpara
Şem'dan:Şamdan,mumluk
Hefte:Hafta
Çihar-şenbe:Çarşamba
Penc-şenbe:Perşembe
Çar-ı yek:(dirtte bir)Çeyrek
GÖNÜL VE GAM
Gam; gönülden başka kimsenin yüklenemediği bir yük, tahammül edilemeyen bir yaradır.Aynı zamanda gam aşığın en vefalı dostudur.AŞIK bu dost sayesinde sevgiliye ulaşacaktır.
Aşkın tecelli yeri gönüldür.Aşkla ilgili her türlü gelişmenin algılandığı yer burasıdır.Gönül, gam ve kederle beslenen bir kuş; aşkın yağmasına uğramış bir duygu ülkesidir.
Aşığı tarife hacet yok zannımca...
Aşkın tecelli yeri gönüldür.Aşkla ilgili her türlü gelişmenin algılandığı yer burasıdır.Gönül, gam ve kederle beslenen bir kuş; aşkın yağmasına uğramış bir duygu ülkesidir.
Aşığı tarife hacet yok zannımca...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)